Burç Kümbetlioğlu: Tahmin ettiğimin çok üstünde bir linçleme oldu
İzin gününde Midyat’tan çekim için geliyor. Canlandırdığı karakterden çok farklı, sakin bir havası var. Çok uzun boylu, bir yanıyla da modelleri andırıyor. Burç Kümbetlioğlu’yla başlıyoruz muhabbete.
2009’da ‘Hanımın Çiftliği’yle ekran yolculuğun başladı. Ama Kanal D’de yayımlanan ‘Uzak Şehir’ bambaşka bir etki yarattı. Boran karakteri sana nasıl geldi?
Aslında ilk sezon konuk oyuncu olarak girmiştim. Bir video kaydıyla vasiyet bırakıp başladığım bir karakterdi ve devam etmeyeceğini biliyordum. Arada flashback sahneleri olacaktı. Ama magazinci arkadaşlar her çevirdiğinde sürekli Boran karakteriyle ilgili soru soruyordu. Sonra bir anda bir haber geldi; “Boran dönüyor” dediler. Bana da sürpriz oldu açıkçası.
İzleyiciler Boran karakterine çok kızıyor, kin duyuyor. Sen senaryoyu okuduğunda ilk ne hissettin?
Aslında ben de Boran’a, yaptığı hareketlere çok kızıyorum. Tabii ki o bir dizi karakteri ve ben değilim. İzleyiciye de hak veriyorum; istedikleri şeyi yapmayan, onları kızdıran, öfkelendiren biri… Ama benim için çok farklı bir deneyim oldu. İlk defa böyle bir karakter oynuyorum ve ben de şaşırıyorum. Her hafta benim için sürpriz oluyor.
Sosyal medya linçlerinden de nasibini alıyorsun. Ne hissediyorsun böyle durumlarda?
Açıkçası biraz hazırlıklıydım. Yani biliyordum bu kadar çok tepki geleceğini. Ama tabii alışkın olmadığım için başta şaşırttı. Tahmin ettiğimin çok üstünde bir linçleme oldu ve her hafta devam ediyor, bitmiyor.
Kendi içindeki kötüyle de yüzleştiğin oldu mu bu karakteri canlandırırken?
Ben Boran’ın yaptığı hiçbir şeyi yapacak biri değilim. Açık konuşayım, etrafımdaki insanlar da bilir, sevgi odaklıyım. Nefret uyandıracak hareketlere bulaşmayan, kavgayı sevmeyen biriyim. Benimle alakalı biri değil Boran, ben başka biriyim. Ama mesleğimiz bu.
Karaktere nasıl çalıştın? Sinema ve dizilerdeki kötü karakterleri mi izledin?
Önce Boran’ın kendi içinde haklı tarafını bularak ilerlemeyi düşündüm. Kendince haklı olmasa öyle bir şeyin peşinden koşmaz. Yönetmenimizle, senaristimizle konuşa konuşa beraber bir yol bulduk. Doğru da bulduk ki bu kadar tepki alabiliyoruz.
Sokakta tepkiler nasıl?
Sokakta “Boran Bey, Burç Bey” diyerek gelenler oluyor, fotoğraf çektirirken “Aslında biz sizden nefret ediyoruz ama siz iyi bir insanmışsınız” diyorlar.
Boran intikam duygusu güçlü bir karakter diyebiliriz. Senin intikam duygusuyla aran nasıl?
Karşı tarafa kötülük yapmam ama unutmam ve affetmem. Allah büyük diyorum her zaman. O soracaktır hesabını.
Midyat’a alıştın mı?
8 ay oldu, alıştım. Dokusu çok başka. Boş günlerimde bir saatlik mesafelerde yol yapıp çevreyi araştırıyorum.
Boran’ı bugün görsen ona ne derdin?
Boran’ı dövebilirim belki ya! Zapt edilmiyor çünkü. Seyirciden “Geldi yine pislik, tam güleceğiz, kapının arkasından o çıkıyor” gibi laflar duyuyorum.
Başka projelerin var mı?
‘Harman Yeri’ diye bir dizi çektik. Bir pehlivan hikâyesi. O iş gelmeden önce kilo vermeye karar verdim. 82 kiloya kadar düşmüştüm. Sonra güreşçi rolü için kilo almam gerekti. Ciddi spora ve beslenmeye başladım. Günde 2-3 kilo et yiyorduk,
4 saat spor vardı. 17 kilo aldım.
Güreşmeyi öğrendin mi?
Tabii, bu süreçte bizi bayağı ezdiler, öyle söyleyeyim sana. Çocukları güreş eğitimine 3 yaşında başlatıyorlar. Bir de biz başpehlivanlarla, gerçek güreşçilerle güreştik dizide.
‘İki yıl bireysel emeklilik sattım’
Senin hikâyen nerede başlıyor?
Sivaslıyım, 22 yaşına kadar orada yaşadım. Babam karayolları işçisiydi. Annem ev hanımı. Üç erkek kardeşiz, en küçükleri benim. Yokluk çektiğimiz zamanlar vardı ama mutluyduk tabii, benim en büyük şansım annem ve babamın bilinçli olmalarıydı. Rahmetli babam “Ne olursa olsun benimle konuşun, korkup çekinmeyin” derdi. Onunla her şeyi konuşabiliyorduk.
Burç ismini nasıl seçmişler?
Astrolojiyle alakası yok. Mahallede hep Murat, Ahmet, Mehmet vardı… Burç yoktu. Eve gidip babama isyan ederdim “Sen benim ismimi niye Burç koydun” diye. “Burç kalenin en yüksek yeri. Yükseklere gelesin diye koydum” demişti. Büyüyünce küçükken kızdığım şeyden uzaklaştım.
Oyunculuk nasıl başladı?
Ortaokulda öğretmenimizin yönlendirmesiyle tiyatroya başladım. Üniversitede tiyatro kulübünün başına geçtim, çok takdir aldığımız ekipler kurduk.
Nerede okudun?
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nde maliye okudum. Sonra işletme yüksek lisansı yaptım.
Niye oyunculuğa ilgin varken maliye okumak istedin?
Sınava girmeden kısa süre önce babamı kaybettim. O çok okumamı istiyordu, mezarına gidip söz verdim; “Senin için kazanacağım” dedim. Puanıma göre yazdım. İkinci sınıfa giderken konservatuvara geçiş yapmak istedim. Bölüm başkanım “Buradan mezun ol, sonra git konservatuvara” dedi.
İstanbul’a nasıl geldin?
Üniversiteyi bitirdikten sonra iki yıl bireysel emeklilik sattım. Akşamları tiyatro yapıyordum. Çünkü bir yandan çalışıp kendi paramı kazanmam gerekiyordu. Benim en büyük dezavantajım da sektörden bir kişiyi bile tanımıyor olmamdı.
‘Hanımın Çiftliği’ne nasıl başladın?
Bir hocamız vardı tiyatroda. İsmimi bir cast direktörüne veriyor, bir dizi için konuk oyuncu lazımmış. Ben de o dönem sigorta şirketinden askere kaçtım. Çünkü beni satış müdürü yapacaklardı, yapmasınlar istedim. O kariyer yoluna girersem bu sefer ailem o işte kalmam için bana baskı yapacaktı. Askere gittim geldim, parasız da kalmaya başladım. O sırada bir telefon aldım, hocamızın referansıyla bir bölümlük avukat rolü geldi. Ama olmadı, “Çok gençmişsiniz” dediler. Bir hafta sonra ‘Hanımın Çiftliği’ geldi ve o iş oldu.
“Geçmişte ‘Başrolden daha dikkat çekicisin, o yüzden bu role olmazsın’ da dendi”
17 senedir ekrandasın. Kendini ifade etmekte en zorluk çektiğin şey ne oldu?
Aslında kendini çok anlatan biri değilim. Bir laf vardır ya; “Aynanın karşısında kendini översen nefesinin buğusundan yüzünü göremezsin”. Buna inandığım için çok kendim üzerinden “Ben şöyleyim, böyleyim” yorumlarını yapan biri değilim. Hayatım boyunca da hep iyi niyetli, iyilik yapmak üzerine kurulu bir dengem oldu. Öyle de devam ediyor.
Oyunculuk sektöründe seni en zorlayan ne oldu?
İnsan ilişkileri beni zorluyor. Kıskançlıklar, taş koymalar bizim meslekte çok olabiliyor, bunlara hiç uygun biri değilim. O oyunun kurallarında ben yokum. O da biraz yoruyor beni.
“Fiziğinde şunu değiştir” ya da “Senden jön olmaz” gibi laflara maruz kaldın mı?
“Kadın oyuncuya göre çok uzunsun, o yüzden partner olamazsın” laflarını duydum. Geçmişte “Başrolden daha dikkat çekicisin. O yüzden bu role olmazsın” da dendi.
Jön olmakla ilgili bir derdin var mı?
Her şeyin bir vakti olduğuna inanıyorum. Açıkçası benim başrol olmak gibi derdim olmadı. Çünkü başrollerin alanı dardır, belli kalıpları vardır. Onun bir altındaki rol daha oyuncaklıdır. Ama öyle bir rol gelse niye oynamayayım, ben de isterim başroller oynamak.
‘Aşk; mutluluk, hayat enerjisi gibi bir şey’
Seni hiç tanımayan birine kendini nasıl anlatırsın?
Gezmeyi seven biriyim, yolcuyum. Aslında hepimiz bu hayatta yolcuyuz ama benim hayatın içinde ekstra bir yolculuğum var. Tatillerim hiçbir zaman stabil bir otel tatili olmaz. Yolda üç gün bir yerde, iki gün bir yerde geçer. Çanakkale’den Kaş’a 45 günde gitmişliğim var. O kıyı şeridinin tamamını neredeyse gezdim.
Kariyerinde en büyük hayal kırıklığı neydi?
Çok inanarak başladığım işlerin erken kalkması olabilir.
Google’da evli olduğun, boşandığın, çocuk sahibi olduğun yazıyor. Nedir aslı?
Hiç evlenmedim, çocuk da yok ama istiyorum çok, seviyorum çocukları.
Bu sene yıldızın parlayınca ilişkiler konusunda neler değişti?
Şu anda kimse yok hayatımda.
Aşk sana ne ifade ediyor?
Aşk; mutluluk, hayat enerjisi gibi bir şey.
Sen tavlar mısın tavlanır mısın?
Tavlarım da tavlanırım da.
Peki, seni ne tavlar, nasıl tavlarlar?
Güzel kadın seviyorum, ilk başta tabii fiziksel görüntü ama oturup konuştuktan sonra o insanın derinliği de önemli. Ben de sohbetle tavlayabilirim. Genelde sohbet ettiğimizde etkileşim sağlayabiliyorum.














