Fransa’da protestolar büyüyor.
Fransa’da öğrencilerin eğitim koşullarına yönelik eylemleriyle başlayan protesto hareketi, artan yaşam maliyetleri, ücret yetersizliği ve kamu hizmetlerindeki sorunların da etkisiyle ülke çapında siyasi krize dönüştü. 5 Kasım’da düzenlenen ülke genelindeki grev ve gösterilere yüz binlerce kişi katılırken, bazı kentlerde polisle göstericiler arasında çatışmalar yaşandı. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron yönetimi, bir yandan şiddet olaylarını önlemeye çalışırken diğer yandan toplumun güvenini yeniden kazanma baskısıyla karşı karşıya.
Ülke genelindeki gösterilere yüz binlerce kişi katıldı
5 Kasım Perşembe günü düzenlenen ülke çapındaki grevde öğrenciler, sendikacılar, kamu çalışanları ve Sarı Yelekliler artan yaşam maliyetleri, yetersiz ücretler ve kötüleşen kamu hizmetlerine tepki gösterdi. Fransa İçişleri Bakanlığı, gösterilere ülke genelinde yaklaşık 600 bin kişinin katıldığını açıklarken, Genel İş Konfederasyonu (CGT) katılımcı sayısını 1,6 milyon olarak tahmin etti.
Paris’te binlerce kişi Cumhuriyet Meydanı’nda toplanarak Millet Meydanı’na yürüdü. Gösterilerin başlangıcında sakin olan atmosfer, ilerleyen saatlerde yerini bazı bölgelerde çatışmalara bıraktı. Rivoli Sokağı’nda barikatlar kuruldu, Voltaire Bulvarı’ndaki işletmeler olası olaylara karşı önlem aldı.
Grev nedeniyle Eyfel Kulesi kapatılırken, okullarda ve ulaşım hizmetlerinde aksamalar yaşandı. Nükleer enerji üretimi de azaltıldı. Ekim ayında yaşanan kundaklama, yağma ve şiddet olaylarının tekrarlanmaması için ülke genelinde yaklaşık 70 bin polis ve jandarma görevlendirildi.
Öğrenci eylemleri ulusal protesto hareketine dönüştü
Protestolar, eylül ayında öğrencilerin öğretmen eksikliği, kalabalık sınıflar ve kötüleşen okul binalarına karşı düzenlediği gösterilerle başladı. Öğrencilerin talepleri, yaşam maliyetleriyle mücadele eden çalışanların ve kamu harcamalarındaki kesintilere karşı çıkan sendikaların desteğini aldı.
Hükümet, eğitim alanında planlanan 836 kişilik istihdam kesintisini iptal etme, 500 yeni öğretmen pozisyonu oluşturma ve okul yenileme çalışmaları için finansman sağlama sözü verdi. Ancak açıklanan tavizlere rağmen gösteriler sona ermedi.
Fransa’nın kamu maliyesindeki sorunlar da krizi derinleştiren başlıklar arasında yer alıyor. Kamu borcunun ekonomik üretimin yüzde 120’sine yaklaştığı ülkede hükümet harcamaları kontrol altına almaya çalışırken, sendikalar daha yüksek ücret ve daha iyi kamu hizmeti talep ediyor. Böylece protestolar, eğitim alanındaki sorunların ötesine geçerek hükümetin ekonomik politikalarına yönelik memnuniyetsizliği de kapsadı.
Şiddet olayları güvenlik tartışmalarını artırdı
17 Ekim’de düzenlenen gösterilerde de geniş çaplı protestolar ve şiddet olayları yaşandı. İçişleri Bakanlığı katılımcı sayısını yaklaşık 550 bin olarak açıklarken, CGT bu sayıyı 800 bin olarak duyurdu. Göstericilerin büyük bölümü barışçıl şekilde yürüyüş yaparken, daha küçük grupların polisle çatıştığı, iş yerlerini yağmaladığı ve kamu binalarına zarar verdiği bildirildi.
Limoges kentinde tarihi belediye binası kundaklandı ve binanın çatısı çöktü. Marsilya’da göstericiler belediye binasına girerek odalara zarar verdi. Lyon’da ise kentin turizm ofisi ateşe verildi. Ülke genelindeki olayların ardından 1800’den fazla kişinin gözaltına alındığı açıklandı.
Fransa’da “casseurs” olarak adlandırılan şiddet yanlısı gruplar yeniden gündeme geldi. Kimliklerini gizleyerek hareket eden bu grupların eylemleri, işletmelere ve kamu binalarına zarar verirken barışçıl göstericilerin taleplerini duyurmasını da zorlaştırdı.
Limoges Belediye Başkanı Guillaume Guerin, tarihi belediye binasını korumak için yeterli polis kaynağı bulunmadığını savundu. Marsilya Belediye Başkanı Benoit Payan da güvenlik güçlerinin kentteki konuşlandırılma biçimini eleştirdi. Macron, şiddet olaylarına müdahalede devletin başarısızlıkları olduğunu kabul ederken, İçişleri Bakanı Laurent Nunez de parlamento soruşturmasında bazı eksiklikleri dile getirdi.
Polis müdahaleleri ve sokağa çıkma yasakları tartışılıyor
Macron yönetimi, protestolara yerel sokağa çıkma yasakları, gösteri güzergâhlarına getirilen kısıtlamalar ve daha fazla güvenlik gücü görevlendirilmesiyle karşılık verdi. İçişleri Bakanı Nunez, yeni önlemlerin yıkımı önlemek için gerekli olduğunu savundu.
Ancak güvenlik müdahalelerinin kapsamı da tartışma konusu oldu. Le Monde gazetesinde yer alan haberlerde, protestolar sırasında uzuv kayıpları ve ciddi göz yaralanmaları dahil ağır yaralanmalar belgelendi. İçişleri Bakanlığı, polisin olası görevi kötüye kullanma eylemlerine ilişkin 83 soruşturmanın sürdüğünü doğruladı.
Yetkililer, şiddet yanlısı grupların eylemlerini önlemeye çalışırken barışçıl göstericileri de daha fazla karşılarına almamak zorunda. Yerel sokağa çıkma yasakları ve yoğun polis varlığı kısa süreli düzen sağlayabilse de protestoların temelindeki ekonomik ve toplumsal talepleri karşılamıyor.
2027 seçimleri öncesinde siyasi dengeler
Fransa’daki huzursuzluk, Nisan 2027’de yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde yaşanıyor. Anayasal sınırlamalar nedeniyle üçüncü kez aday olamayacak olan Macron’un ardından ülkeyi kimin yöneteceği tartışılırken, protestolar siyasi partilerin gündeminde de önemli yer tutuyor.
Marine Le Pen’in liderliğindeki aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN), güvenlik ve kamu düzeni konularına odaklanıyor. Jean-Luc Mélenchon’un Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) hareketi ise sosyal eşitsizlik, kamu hizmetleri ve polisin müdahale yöntemlerine yönelik eleştirileri öne çıkarıyor. İki siyasi hareketin seçimdeki performansına ilişkin belirsizlik sürerken, protestocuların da ortak bir siyasi çizgide birleşemediği görülüyor.
Macron’un önündeki en acil mesele, şiddetin daha fazla tırmanmasını önlemek. Ancak ülkenin bir sonraki cumhurbaşkanını bekleyen daha büyük görev, devlet kurumlarına duyulan güveni yeniden inşa etmek olacak. Fransa’da yaşanan kriz, güvenlik önlemlerinin tek başına toplumsal huzursuzluğu sona erdiremeyeceğini ve vatandaşların ekonomik ve sosyal taleplerine yanıt verilmesinin önemini bir kez daha gündeme taşıyor.














