Cumhurbaşkanı Erdoğan, OECD Beceriler Zirvesi’nde konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile OECD arasındaki yakın iş birliğinin tezahürü olan bu zirvenin beceriler alanında küresel diyalog için güçlü bir zemin oluşturacağını düşündüğünü söyledi.
İnsanlığın ortak sınamalarına karşı, ortak çözüm yolları geliştirmenin daha önce hiç olmadığı kadar kritik olduğu bir dönemin içinde olduklarını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Özellikle istihdam alanında ezberlerin bozulduğuna şahit oluyoruz. Teknolojide yaşanan gelişime paralel olarak üretim biçimleri değişiyor, meslekler dönüşüyor, bazı işler hükmünü yitirirken yeni iş alanları ortaya çıkıyor. İçinde bulunduğumuz dönemde ülkelerin başarısını belirleyecek unsurun beşeri sermayelerin niteliği olacağı anlaşılıyor.” diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin ana temasının “Nesiller Arası Yeteneğin Ortaya Çıkarılması” olarak belirlenmesini bu bakımdan çok isabetli bulduğunu kaydetti.
Zirvenin başarılı geçmesini dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, farklı oturumlarda yapılacak değerlendirmelerin hayırlara vesile olmasını temenni etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası araştırmaların, OECD ülkelerinin büyük bölümünde çalışma çağındaki nüfusun daraldığını gösterdiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, nüfusun giderek yaşlandığını, iş gücü piyasalarının yeni baskılara, yeni meydan okumalara maruz kaldığını, dijital ve yeşil dönüşümün beceri talebinin niteliğini kökten değiştirdiğini kaydetti.
Bazı sektörlerde kaçınılmaz olarak iş gücü talebinin azaldığını ve yeni istihdam alanlarında çalışacak personel bulmakta zorluk çekildiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu durumu Türkiye de dahil tüm ekonomilerin farklı düzeylerde tecrübe ettiğini dile getirdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, bilhassa robotik teknolojilerin ve yapay zeka kullanımının yaygınlaşmasının yeni imkanlarla beraber çeşitli endişeleri de beraberinde getirdiğini vurgulayarak, “Küresel robot piyasasının şu anki 100 milyar dolar seviyesinden 2050’ye kadar 25 trilyon dolarlık bir pazara dönüşeceği öngörülüyor. Kimi ülkelerde adına ‘karanlık fabrika’ denilen tamamen otomasyona dayalı üretim tesisleri hızla yaygınlaşıyor.” değerlendirmesinde bulundu.
Yapay zekanın talimat verdiği, robotların uyguladığı ve üretim süreçlerinin neredeyse hiçbir aşamasında insan unsurunun bulunmadığı yeni durumun nasıl yönetileceğinin büyük bir muamma olarak önlerinde durduğunu kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Endüstri 4.0” sürecinin bir yandan daha ucuz, hızlı ve hatasız üretim imkanı sunarken bir yandan ciddi sıkıntılara da yol açtığını kaydetti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Sadece karanlık fabrika gerçeğine bakmak bile iş gücü açısından sanayi devrimine benzer bir değişim dalgasıyla karşı karşıya olduğumuzu görmek için fazlasıyla yeterlidir. Beceriler Zirvesi’nde ele alınacak üç konu başlığının başta iş çevrelerimiz olmak üzere hepimize farklı ufuklar kazandıracağına inanıyorum. Şüphesiz eğitim her alanda olduğu gibi bu süreçte de öncelikli meseledir. Bilginin bir ülke, bir şirket veya bir şahıs için en büyük güç kaynaklarından biri olduğunun hepimiz farkındayız. Ancak güncelliğini kaybetmiş ya da pratiğe dönüşmeyen bilgi, sahibi için yüktür. Bilgiye sahip olmak kadar onu işlemek, kullanmak, dönüştürmek ve yeni durumlara uyarlamak da büyük önem arz ediyor. Yani içeriği, araçları, uygulayıcısı ve alıcısıyla eğitimin tüm paydaşlarının çağımızın değişim hızına ayak uydurması gerekiyor.”
Bu kapsamda, çarpıcı bir gerçeğe dikkat çekmek istediğini ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “OECD’nin yaptığı değerlendirmelere göre birçok ülkede öğrencilerin temel becerilerinde gerileme yaşanmakta, öğretmen iş gücü yaşlanmakta, eğitim sistemlerinin yeniden şekillendirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bizler artık öğrenmenin okul sıralarında başlayıp diploma ile tamamlandığı bir dönemde yaşamıyoruz. Tam tersine günümüzde öğrenme, hayatın tamamına yayılmış dinamik bir süreci ifade ediyor.” sözlerini sarf etti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, toplumsal dönüşümlere dikkati çekerek, şunları söyledi:
“Nazarı dikkate alınması gereken bir diğer husus şudur. 2030’da dünya nüfusunun beşte birinin 60 yaş ve üstü kişilerden oluşacağı, 2050’de ise bu oranın dörtte biri bulacağı tahmin ediliyor. Dolayısıyla insanlar iş hayatında her geçen yıl geçmişe kıyasla daha uzun süre kalacak demektir. Bir de buna aşırı bireyselleşmeyi, geleneksel aile yapısının çözülmesini, ‘Her koyun kendi bacağından asılır.’ sözünde vücut bulan bencilliğin giderek daha fazla kabul görmesini eklediğimizde karşımıza ciddi bir sorun çıkıyor. Hamdolsun ülkemiz bu konuda dünyanın pek çok ülkesine kıyasla çok iyi bir yerdedir. Aile bağlarımızın halen diri olması, yardımlaşma ve dayanışma kültürünün halen güçlü olması bize önemli bir avantaj sağlamaktadır. Buna rağmen bir taraftan toplumun temeli olan aile müessesesini çeşitli projelerle güçlendirirken diğer taraftan da dünyanın en kapsamlı sosyal güvenlik sistemiyle kimseyi dışarıda bırakmamaya özen gösteriyoruz.”
Üzerine titredikleri hususlardan birinin de yetişkinlerin eğitimi olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, yetişkinlerin becerilerini güncellemesi, yeni alanlarda yetkinlik kazanması ve değişime uyum sağlayabilmesinin herkes için kritik bir önem taşıdığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Esnek eğitim modelleri, kariyer rehberliği mekanizmaları ve işverenlerle kurulan etkin ortaklıklar iş gücü piyasalarında belirleyici olacaktır. Daha açık bir ifadeyle hayat boyu öğrenme sadece bireylerin kariyerlerini değil, ülkelerin rekabet gücünü de belirleyecektir. Gizli kalan yeteneklerin ortaya çıkarılması ise günümüzde ekonomik bir ihtiyaç olduğu ölçüde aynı zamanda ahlaki bir sorumluluktur.” ifadelerini kullandı.
Bugün pek çok ülkede kadınların, göçmenlerin ve dezavantajlı öğrenciler gibi kesimlerin potansiyellerini maalesef tam olarak kullanamadığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu durumun sonuçlarının yalnızca ekonomik bir kayıp olarak görülemeyeceğini belirtti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Beşeri sermayesinin önemli bir kısmını atıl bırakan hiçbir ülke gerçek anlamda güçlü bir kalkınma hamlesine girişemez. Ayrımcılık ve eşitsizlik başta olmak üzere farklı nedenlerle vatandaşlarına kendi potansiyellerini gerçekleştirme fırsatı sunamayan ülkelerde adil bir düzenin varlığından bahsedilemez. Türkiye olarak özellikle kadınlara yönelik özgün projeleri devreye alarak bu alanda 20-25 sene önce hayal dahi edilemeyen başarılara imza attık. Göreve geldiğimizde yüzde 27,9 olan kadınların iş gücüne katılım oranını yüzde 34,7’ye çıkardık. Yine aynı dönemde ülkemizde kadın istihdam oranı yüzde 25,3’ten yüzde 31,7’ye yükseldi. Kadınları sosyal hayattan, ekonomik hayattan, özellikle eğitimden yoksun bırakan her türlü bariyeri ortadan kaldırdık. Bunun neticesinde kadın kamu çalışanlarının oranı sadece son 12 yılda yüzde 34,2’den yüzde 43,38’e çıktı. Geçen hafta meclisimizde kabul edilen bir kanunla çok önemli bir kolaylığı da kadınların istifadesine sunduk. Yeni düzenlemelerle birlikte çalışan tüm annelerimizin doğum izni süresini 24 haftaya yükselttik.”














